KUR'ÂN VE SÜNNET IŞIĞINDA RÜYA HAKİKATİ VE TABİRİ

Şüphesiz hamd Allah'a mahsustur. Ona hamdeder, ondan yar­dım ve mağfiret dileriz. Şehadet ederim ki, Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O bir ve tektir, onun ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed onun kulu ve rasûlüdür.

Gerçek şu ki İslam; insana et, kan ve çamurdan İbaret, rahim­lerin dışarı attığı, yerin yuttuğu bir madde gözüyle bakıp değerlendi­ren inkâr hurafesini kabul etmez. İslam insanın ceset, akıl ve ruhtan meydana geldiğini kabul.leder ve ona öyle bakar... Bunların herbirisi-nin İhtiyaçları, gerekleri', istekleri vardır. Fakat inkarcılar ruha inan­mamakta ısrar ederler. Çünkü onlar gayba inanmazlar. Fakat onların bu İddialarını destekleyecek ilmî bir kırıntı yahut zerre kadar kesin bir bilgi de bulunmaz. Bütün söyledikleri birtakım zan ve vehimlerden ibarettir.

Rüyalar ise ruhun temeli ve bu ruhun gayb âlemi ile ilişkisi esası üzerinde vardırlar. Buna göre bizlerin rüyalarla ilgili herhangi bir bilgiyi ancak şanı yüce şeriat koyucunun yolundan öğrenmemiz gerekmektedir. Kur'ân ve sünnetİyle İslam, bizim şuna İnanmamızı gerektirmektedir. Bazı rüyalar yakın ya da uzak geleceğe dair birta­kım haberleri taşır ve bu rüyalar peygamberlikten bir parçadır. Yine İslam birtakım rüyaların kişinin kendi kendisiyle ilgili telkinlerinin ya-hutta uyanıkken kendisini düşündüren hususların sonucu olduğunu ve buna bağlı olarak bunları rüyasında gördüğünü ve daha başka bir­takım hususları da ortaya koymaktadır. İslam'ın rüyaya dair açıklama­ları oldukça geniştir. Bu hususta birtakım âdâb ve hükümleri teşrî' bu­yurmuştur. Böylelikle müslüman kalbindeki herbir duygu ve hayatta­ki herbir hareketiyle eksiksiz bir şekilde sadece Allah'a yönelebilsin.

Şeriatın rüyalara dair açıklamaları birtakım düşünme şaklaban­lıkları olmadığı gibi, insanı vakıadan uzaklaştırarak gerçekten kopuk hayal ve vehimlere daldırmaz. Kesinlikle bunu yapmaz. Hoşa gitme­yen ya da korkutucu rüyaların sebeb olduğu korku ve tedirginlik duy­gularını uzaklaştırmak bile, İslam için yeterli bir başarıdır.

Buhârî ve Müslim'in rivayetine göre Ebu Seleme şöyle demiş­tir: Ben bazan bir rüya görürdüm ve bu rüya beni hasta ederdi. Niha­yet Ebu Katade'yi şunları söylerken dinledim: Ben de bir rüya görür ve bu rüya sebebiyle hasta olurdum. Nihayet Peygamber Satiallahualey­hi veseilem'\ şöyle buyururken dinledim: "Güzel rüya Allah'tandır. Bu­na göre sizden herhangi bir kimse sevdiği bir şey görecek olursa onu ancak sevdiği kimselere anlatsın. Hoşuna gitmeyen bir şey görecek olursa onun ve şeytanın şerrinden Allah'a sığınsın ve üç defa (soluna) tükürür gibi yapsın, o rüyasını kimseye anlatmasın. O takdirde o rü­yanın ona zararı olmaz."

Müslim'in kaydettiği bir rivayette hadisi rivayet eden şunları söylemektedir: "Ben bir rüya görürdüm ve bu bana dağdan daha ağır gelirdi. Artık bu hadisi dinledikten sonra bu tür rüyalara aldırmaz ol­dum."

Şüphesiz rüyaların oldukça önemli bir yeri vardır. Çünkü sadık rüya "Rasûlullah Sallatlahu aleyhi vesellem^e gelen vahyin ilk şeklini tem­sil eder. O bir rüya görür ve gördüğü bu rüya mutlaka sabah aydınlı­ğı gibi gerçekleşirdi." Hadisi Buhârî ve Müslim, Âİşe Radıyallahu an-Zıâ'dan rivayet etmişlerdir.

Rüya peygamberliğin bir cüz'üdür. Çünkü o rüyada herhangi bir şekilde gayba bir tür muttali olmak sözkonusudur. Enes'den riva­yete göre Rasûlullah Sallallahu aleyhi veseliem şöyle buyurmuştur: "Salih bir kimsenin gördüğü güzel bir rüya peygamberliğin kırkaltı cüz'ün-den bir parçadır." Hadisi Buhârî ve başkaları rivayet etmiştir.

Peygamberlikten geriye sadece "mübeşşirât" kalmış bulunuyor.

Mübeşşirât da salih rüya demektir. Müslim'in belirttiğine göre İbn Ab-bas şöyle demiştir:

Rasûlullah vefatı ile neticelenen hastalığında başı bağlı olduğu halde (odanın kapısı üzerindeki) örtüyü açtı ve üç defa; "Allah'ım teb­liğ ettim mi" diye buyurdu. (Devamla): "Nübüvvetin müjdecilerinden geriye sadece salih kulun göreceği yahut onun İçin görülecek rüya kalmıştır." buyurdu.

İlim adamları der ki: Hadisin anlamı şudur: Vahiy Peygamber Sallallahu aleyhi vesellemı\n vefatı İle^kesİlmiştir ve geriye kendisi vasıta­sıyla gelecekte olacak şeylerin bilinebileceği tek araç olarak sadece rüya kalmıştır.

Müslümanın gördüğü rüyanın çokça doğru çıkması, kıyametin küçük alâmetlerindendir. Buhârî ve Müslim'in naklettiklerine göre Ebu Hureyre Radıyallahu anh Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'Öen şöy­le buyurduğunu rivayet etmektedir: "Zaman yaklaşacağı vakit müslü­manın rüyası hemen hemen yalan çıkmaz."

Yani bu rüya çoğunlukla ayrıca yoruma gerek bırakmayacak şekilde gerçekleşir ve bu sebeple bu rüyaya yalanın herhangi bir dah-İİ olmaz. Halbuki zamanın yaklaşmasından önce durum böyle olma­yacaktır. Bu hallerde rüyanın yorumu (tevili) bazen gizli kalabilecek­tir. Rüya yorumcusu onu tabir edecek fakat dediği gibi ortaya çıkma­yacaktır. Bu itibarla rüyaya yalanın dahlinin olması sözkonusu ol­maktadır. Yalan çıkmama özelliğinin ahir zamana tahsis edilmesinde­ki hikmet de şudur: Mü'min bu zamanda Müslim'in rivayet ettiği ha­diste de ifade edildiği üzere garip olacaktır: "İslam garip olarak baş­ladı ve garip olarak avdet edecektir." Bu zamanda mü'minin dostu, tesellicisi, itaat üzere destekçisi azalacaktır. Bundan dolayı o, hak üzere bir bakıma sebat verilmesi için sadık rüya ile taltif edilecektir ve bu onun İçin bir yol azığı olacaktır. Kimi ilim adamları bunu böy­lece açıklamışlardır.

İşte Allah'ın peygamberi İbrahim'e oldukça yaşlı döneminde bir evlâd bağışlanıyor. Bu çocuk henüz onunla yürüyebilecek hale gelince rüyasında oğlunu boğazladığını görüyor. Peygamberlerin rü­yası ise bir vahiydir. Buna göre o ve onun halîm (zorluklara katlanan) oğlu, gereğini yerine getirmekte tereddüt göstermezler.

Rüyalar aynı zamanda Yusuf Aieyhissefam'ın ve onun sözkonusu edildiği surenin de konusunu teşkil etmektedir. Rüyayı yorumlama il­mi yüce Allah'ın Yusuf Aleyhisselatria lütfettiği bir bilgidir.

Büyük Bedir gazvesinde yüce Allah'ın tedbirlerinden birisi de Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'e gördüğü rüyada kâfirleri az göster­mesi olmuştur.

Yüce Allah buyuruyor ki: "Hani Allah onları rüyanda sana az göstermişti. Eğer onları sana çok gösterseydi, elbette korkuya kapıla­caktınız ve iş hakkında çekişecektiniz. Ama Allah (sizi bundan) kur­tardı. Şüphesiz o kalplerde olanı hakkıyla bilendir. Han'ı siz karşılaş­tığınız zaman (Allah) onları gözlerinize az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu. Ta ki Allah gerçekleşmesi gereken emri yeri­ne getirsin. Bütün işler ancak Allah'a döndürülür." (et-Enfâl, 8/43-44)

Taberî senedini kaydederek Abdullah b. Mesud'dan şöyle de­diğini rivayet etmektedir: "Bedir gününde onlar gözlerimize az göste-rildiler. Öyle ki ben yanımdaki bir adama: Ne dersin sence yetmiş ki­şi var mıdırlar? diye sordum. O: Benim görüşüme göre yüz kişidirler, demişti. İbn Mesud dedi ki: Onlardan birisini esir aldık ve: Kaç kişiy­diler diye sorduk. O: Bin, diye cevap verdi."

Hudeybiye'den önce Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem rüyasın­da kendisi ve tertemiz ashabı ile birlikte başlarını kimisi traş etmiş, ki­misi kısaltmış olduğu halde Ka'be'ye girdiklerini gördü. Ancak bu rü­ya bir sene sonra (Kaza Umre'sinde) gerçekleşmişti. Daha sonra da Hudeybîye barışından iki sene sonra daha büyük çapta gerçekleşmiş­ti. Mekke fetholmuş ve Allah'ın dini zafer kazanmıştı.

İşte İslam dininde rüyaların yeri budur. Görüldüğü gibi rüyanın oldukça büyük bir önemi ve üstün bir mertebesi vardır. Şu sözlerim ile mücerred bilimsel gerçekten uzaklaşmış olacağımı sanmıyorum: Ger­çek İslamî bakış açısına göre pek büyük iki esas kaynağımız olan Kur'ân ve sünnetin bakış açısına göre rüyalar konusunu ele alan bir kitap, hemen hemen yok gibidir. Bunlara muhalif olan ve kalıcılığa el­verişli ve doğruluğuna delili bulunmayan birtakım görüş, hurafe ve İs-railiyat kabilinden olup, bunlara muhalefet eden herbir görüşü, gözü­nü kırpmadan bir kenara fırlatan bu tür kitaplar gerçekten azdır. Şüp­hesiz müslümanlar-rn zayıflığı ve onların İçinde bulunduğu durumun, bu ümmetin selefinin anladığı şekilde Kur'ân ve sünnetin yolundan alabildiğine uzaklaşmış olmaları sebebiyle ortaya çıktığı açıktır.

Diğer taraftan ben bazılarının herhangi bîr delil ve gerekçe ile­ri sürmeden rüya yorumlan kitaplarına dil uzattığını da dinledim. Halbuki bu kitapların Önemli bir yeri vardır. Çünkü bu eserler rüya yorumunun esaslarını, yollarını, ilkelerini ortaya koymaktadırlar. Ay­nı rüyanın yorumunda farklı olmalarının ayıplanacak bir tarafı yoktur. Bu, yorum ilminin tabiatının bir gereğidir. Çünkü rüya yorumu kişile­rin, lafızların, zamanın, mekânın farklılığına göre farklılık arzeder. Her kişinin kendisine uygun bir rüyası, her rüyanın uygun bir yoru­mu vardır. Aynı şekilde rüya yorumunun gayb bilgisiyle hiçbir İlgisi yoktur. O mücerred bir ictihaddan İbarettir. Müçtehİdlerîn farklılığına göre farklılık arzeder, akıllarının ve yorum yöntemlerinin çeşitliliğine göre çeşitlilik arzeder.

Büyük ilim adamı Halil b. Şahin ez-Zâhirî (v. 873 h.) şunları söylemektedir: "Rüyayı yorumlayacak kişinin maharetli, zeki, doğru sözlü, davranışları güzel, dindarlık ile ve dini korumakla ün kazan­mış birisi olması gerekir. Öyle ki doğruluğu bilinen birisi olduğundan ötürü yaptığı yorum reddedilmemelidir. Bundan dolayı yüce Allah Yusuf'a "sıddîk: doğru sözlü" adını vermiş bulunmaktadır. Ayrıca rü­yayı yorumlayacak kişinin yorum ilminin esaslarını da bilmesi ve herbir kişinin rüyasını kendi durumuna, ona yakışan ve uygun düşen bir şekilde de ayırdedebilmesİ icab eder. Gördükleri rüyalarda insanları birbirine eşit görmemeli ve yaptığı yorumda da bu hususta Kur'ân ayetlerinden, tefsirinden, Rasûlullah Sallallahu ahyhi veselhm'm hadisin­den ve daha önceki alimlerin kitaplarında naklettiklerinden açıkça bildiği hususlara göre yorumunu yapmalıdır."[1]

Hulasa okuyucunun rüya yorumları İle İlgili kitaplardaki bu tür farklılıklardan -eğer gerekçeleri bulunuyor yahutta bunu haklı ve ye­rinde gösteren açıklamaları varsa- rahatsız olmaması gerekir. Diğer taraftan rüya yorumlayan kimsenin o kitaplarda yazılanlarla da yetiıv memesi gerekir. Özellikle insanların durumları farklı, zamanları deği­şiktir. Rüyayı yorumlayacak olan kimsenin esasları ortaya koymak, anlam ve rumuzu tesbit etmek noktasında ictihadda bulunarak bura­lardaki bilgileri aşmakta görevlidir. Çünkü "eğer rüya yorumcuları öze! olarak kitablarda yazılanlara dayanacak olurlarsa kitablarda söz-konusu edilmemiş pekçok şeyi yorumlamaktan aciz kalacaklardır. Çünkü yorum ilmi ve insanların rüyalarının farklılıkları kıyısı bulun­mayan bîr deniz gibidir."[2]

Bu satırlar her ne kadar az ise de ben bunları dikkatle ve yo­ğun bir şekilde yazmaya gayret ettim. Yanılma İhtimali olan noktalar­dan uzak durmaya çalıştım, sınırı aşmış hevâlan, saptırıcı bid'atleri de uzak tuttum. Böylelikle rüyalar hususunda ehl-i sünnet ve'l-cema-atin izlediği yolun ve yöntemin açıkça ortaya çıkmasına gayret gös­terdim.

Kitabı dört bölüme ayırdıktan sonra rüya yorumlan için de ay­rıca bir sözlük bölümü ekledim.

Birinci Bölüm: Ehl-i sünnete ve psikoloji bilginlerine göre rü­yanın hakikati

İkinci Bölüm: Sünnet-i seniyyede rüyanın hükümleri ve âdabı Üçüncü Bölüm: Rüya yorumu ilmi ve yorumun kısımları Dördüncü Bölüm: Rüyanızı nasıl yorumlayabilirsiniz?

Yüce Allah'tan rüyalar konusunda ehl-i sünnet ve'l-cemaatin yöntemini açıklamak başarısını elde etmiş olmayı ümit ederim. Eğer yazdıklarım doğru ise Allah'tandır. Başka türlü olursa benden ve şey­tandandır. Allah ve Rasûlü doğru olmayandan uzaktırlar. Son duamız âlemlerin Rabbİ Allah'a hamdolsun, demektir.

Ebu Abdi'r-Rahman Halid b. Ali b. Muhammed el-Anberî Riyad, 1/2/1421 H.

canakkale canakkale canakkale truva search